Önemse(me)mek;
neyi?. Aldır(ma)mak; neye?. Farket(me)mesi
bir şeylerin; yaklaşıyorsun!. Saygı duy(ma)mak; ama kime?
Bakar gibi yapmak; ve hiç görememek!: Beni ilgilendir(m)iyor;
ne kadar doğru. İlgiye değer ne yapıyorsun, şöyle gösterişlisinden!
Doğru, ne yapıyorum ki! Seninki daha çok dar alanda kısa paslaşmalar.
Hayat öyle çiçek, böcek fotoğrafıyla, dağlardaki
ilginç, makro mantar fotoğraflarını çekerek (sonra bir de onları
göstererek) geçer mi? Müdahelenin de bir sınırı yok mu? Fazla
ellersen bozulmaz mı, başka bir şey olmaz mı gördüğün, çektiğini
artık çekmediğin yapmak için bu kadar çaba: yüksek teknolojinin
emriyle; bozmalar, kaydırmalar, yamultmalar, üst üste bindirmeler,
kopyalama ve yapıştırmalar, renklerini değiştirmeler ve aslında
bir tek “sil” tuşuna bassan istediğini kolayca yapacakken, photoshop
marifetiyle; tümünü seç, seçme ve yeniden seç komutlarını maharetle
dansettirmek bir sokak görüntüsünde ya da bir insan bakışında...
Hızla çoğalıyorlar ve hızla kirletiyorlar. Sonsuz gibi saklanıyorlar,
görüntü değerinden bir şey kaybetmiyorlar, sanki kaybedecek bir
değeri varmış ya da olmuş gibi. Görüntü bombardımanı altındaki
şehirler, dünya, sokaklar, galeriler, her yerler (yerle bir):
içimiz, ruhumuz, dışımız ve en çok da bakmazken, ilgilenmezken
(benden başkasıyla ve yaptıklarıyla – çünkü değmiyorken: biraz:
bana ne! hali ve sinsi bir cüretkarlık, tahrip gücü yüksek: yok
sayıyor ve sevgisiz).
Konvansiyonel ya da dijital bir farkı yok aslında. Hep aynı tartışmanın
ortasındaymış gibi ama son tahlilde bir şey de söylemeden, bir
tek; gibi yaparak.
Ne oldu bize böyle, neyi kaybettik ya da hiç bizle olmayan neydi
de şimdi bir şey varmış gibi böyle boş satırlara vesile oluyor
yazdıklarımız, çektiklerimiz, sildiklerimiz, yok saydıklarımız,
bir türlü göremediklerimiz: nasıl böyle duygusuzlaştırdık kendilerimizi,
herkeslerden ayrı bir yere koyduk tüm yaptıklarımızı, henüz düşünmediklerimizi
hatta. Sondan başa dönsek bir daha ve tarih tekerrür etmese, bir
başka aksa zaman ve kendimizi de görebilsek. Bu eğilmez bükülmezliğimizden
kurtulsak bir çırpıda. Hayatlarımızı ömür yapmaya sebep sesler,
sözler ve görüntüler bulur muyuz, bulabilir miyiz yenilenmiş zamanlarda?
“Bütün fotoğrafçıların vizöründen bakmak istediği efsane markanın
büyüsüne” kendimizi kaptırıp baksak, bakabilsek şu dünyaya, bir
görebilsek carl zeiss objektifin ardından hayatı ve şaşalı açılışlarla
onlar bize göstermeden biz onlara gösterebilsek “o” anı...
farkeder miydi?
laleper aytek
2 nisan 03, bodrum.
|