“Geriye sadece çok küçük
bir hikaye kalacak”sa, bu hikayenin ne olacağı ve nasıl olacağı
elbette önemli olabilir kimileri için. Bir nota, bir dize, bir
şarkı, bir satır, bir yazı ya da tek bir fotoğraf karesi (uzun
pardesülü genç adamın kimsesiz, içi boş(almış) bakan yüzü); sözünü
esirgemeyen, kendini ertelememiş, gelip bulan, durdurup soran
“nasıl olduğunu”, önemseyen ve kendini önemsettiren. Önemlidir,
çünkü; hayata birşey(ler) bırakmış olmanın ‘ancak’ı, hayata bakmış,
dokunmuş olmaktır. Hayatta olmak ve kalmaktır. Sahici olmaktır:
Duygularda, sevgilerde, aşka dair her şeyde, en çok da insanda.
İnandırıcı olan bir tek sahiciliktir çünkü. Peşinden sürükleyen,
bir daha baktıran ve vazgeçirmeyen.
denizler yalnızdır
sular kalabalık
martılar çığlık çığlığa üşüşürler
bir vapurun yolculuğuna
rüzgarın ceplerine dolar akşamın gizli tezgahı
ve karşı durulurken hiç yerine zamana
seslerde derinden bir telaş
yıl(lar) uzaklaşır saatlerden
“zaman hayata eşitlenir”
hikayeler yazılır
ve bir fotoğraf çekilirse
bir sokakta
sokaktaki genç adamın uzun pardesüsünden uzaklara bakan
hüzünden, yalnızlıktan ve kuşkudan
siyahtan, beyazdan
solgun yüzlerin aynasından
çoğalırken: zaman ve hayat
artık sessizlikten sonradır
ve başkadır yolların rengi
fotoğraftaki genç adam
kimse olmasa da bir başına yürür gider
sonraya
peşinden gelineceğini bilirmiş gibi.
“Her dize kendi başına yürümeyi bilmeli”yse İlhan
Berk’in sözüne göre, her fotoğraf da tüm açıklamasız, önünde ve
arkasındaki diğer görüntülerden uzak, bir başka fotoğrafın çağrışımına
ortak, “öteki” gözlere ve sözlere muhtaç ama kendi sözünü de tutmuş
bir görüntüde bırakarak seyirciyi ve bir başına da rahatsız ederek,
duygulara (mutlaka) dokunarak ama sömürmeden, sorular sordurarak,
ama yeni, başka ve ayrı olabilmelidir. Çünkü ancak tedirginliktir
merak uyandıran. Yeni bir sayıklama belki de. Başkalık yoksa uzaktır
fotoğraf ve uzaktadır. Yakınlaşmak içinse sabır gereklidir, yani
zaman. Beklemek, dinlemek, susmak, duymak, çok sevmek, bağlanmak
ardından da o görüntüdeki o ana adanmış en az bir şeyi bulup çıkarmak.
Çıkardıkların topladıklarına eşitlendiğinde, eşitlenir zaman da
hayata ve sen kendine.
Kıl payı, bıçak sırtı ya da tufandan sonradır deklanşöre dokunan
parmağın yüreğindeki ses.
Ve belki de bir tek o an kalır geriye: İçinde bir
o görüntü yer eder, zamansız da olsa.
Laleper Aytek
|