Photo
Dijital’in son sayısındaki “fotoğraf mı sanat
mı?, dijital mi fotoğraf mı?” yazım şu cümlelerle
bitiyordu: “Ne dersiniz dijital, fotoğraf mıdır?,
fotoğrafın dijitali olur mu? Olursa nasıl olur?,
sadece ve daha çok bilgisayar efektleriyle bezenmiş,
manipüle edilmiş bir kareye ya da bir çalışmaya
dijital fotoğraf diyebilir miyiz? Kısaca; nasıl
tanımlarız dijital fotoğrafı ve nasıl tanımlamalıyız?”
Ben
dijital fotoğrafı şöyle tanımlıyorum:
Dijital
fotoğraf, film dışında geleneksel fotoğrafın
bildiğimiz tüm yöntem ve araçlarını kullanan,
görüntünün doğrudan dijital olarak kaydedilebilmesi
için dijital bir fotoğraf makinesi ya da profesyonel
fotoğraf makinelerinin film arkalıkları yerine
monte edilen dijital arkalık yoluyla görüntüyü
kaydetme yöntemidir. Kaydedilen görüntü bilgisayarda işlenerek
, renk dönüşümü yapılır ve görüntü böylece baskı
renklerine (CMYK) dönüştürülmüş yani film çıkışına
hazır duruma getirilmiş olur. Oldukça pahalı
olan ilk yatırımın tersine sonraki aşamalar
hem zaman hem de maliyet açısından inanılmaz
bir tasarruf imkanı sunmaktadır fotoğrafçıya.
Bir kere polaroid çekmiyorsunuz. Onun yerine
çekeceğiniz fotoğrafın istediğiniz kadar ön-görüntüsünü
tüm hazırlıklarınızı yaptıktan sonra tek bir
tuşa dokunarak alarak doğru görüntüyü ulaşabilirsiniz.
İkincisi film kullanmıyorsunuz (bu da beklenmedik
sonuçlarla karşılaşma ihtimalini ortadan kaldırıyor
ki, bu bence inanılmaz bir +).
Çektiğiniz
görüntüyü de istediğiniz kadar tekrarlayabileceğiniz
gibi, çekim sonrası eğriler yardımıyla ışık,
kontrast gibi değerleri bir daha çekim yapmanız
gerekmeden yine tek bir dokunuşla da düzeltebilir
ve istediğiniz fotoğrafa ulaşabilirsiniz. Tüm
bu kolaylıklar hızla gelişen yazılım teknolojileriyle
birleştiğinde fotoğrafı dijital olarak çekmeyi
reddetmek için fazla sebebiniz kalmaz aslında
(finansal koşullar dışında) . Fotoğrafçılarımızın
duygusal sebeplerle reddedişlerine ve “filmin
tadı başka” demelerine fazla bir anlam veremediğimi
itiraf etmeliyim. Çünkü çekimi yapan fotoğrafçı
aynı olduktan, çekim için kullanılan hemen her
ekipman da aynı olduktan sonra (dijitalde +
olarak kullanılan dijital arkalık+ bilgisayar
vb. donanımlar dışında) sözedilenin nasıl bir
tad farkı olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum
doğrusu.
Böyle
bir değerlendirme ancak dijital fotoğrafın ilk
yılları için geçerli olabilir. İlk yıllarda
kullanılan alan tarayıcı dijital arkalıkların
çekim süreleri dosya büyüklüğüyle orantılı olarak
değişiyordu. 144Mb’a varan büyüklükte fotoğraflar
çekilebilmekle birlikte,
1) ön-görüntü
zamanı 6-7dk.’dan 12-13da.’ya kadar sürebiliyor,
2) çekim
zamanı da en az öngörüntü zamanı kadar uzun
oluyordu. 3) bu kadar uzun zamanlı çekimlerde
doğal olarak paraflaş kullanılamıyordu. Onun
yerine kontrolü oldukça zor olan ve ışığı yönlendirmenizi
sağlayacak ek ekipmanlar I olmayan tungsten
ya da grigull türü sürekli ışık kaynakları kullanılıyordu.
Fotoğrafçının hareket kabiliyetini oldukça kısıtlayan
bu etkenlere bir de yazılım yetersizlikleri
eklendiğinde, istediğiniz fotoğrafı elde etme
koşulları film tadının oldukça gerisinde kalabiliyordu.
Ama bugün artık bu teknik donanımların neredeyse
hepsi “çağdışı” diyebileceğimiz kadar uzakta
ve gerilerde kaldı. VE dijital fotoğrafı konvansiyonel
fotoğraftan ayıran en önemli şey neredeyse filmin
kullanılmaması oldu. İzleyebildiğim kadarıyla
dijital fotoğraf yalnızca fotoğraf çekim aşamasını
değil,aynı zamanda çekim sonrası gerçekleştirilen
her türlü müdaheleyi de kapsayan bir süreç olarak
tanımlanıyor. Çekimden sonra fotoğrafın photoshop
ve/ya benzeri programlarla işlenmesiyle ortaya
çıkan görüntü daha çok içinde fotoğrafın da
kullanıldığı ve farklı grafik ögelerle manipule
edilerek oluşturulmuş görüntüler bütünüdür.
Dijital
ve/ya konvansiyonel yöntemlerle çekilen fotoğraf,
çekim için gereken işlemler yapıldıktan sonra
tamamlanmıştır.
Elde edilen
fotoğraf, fotoğrafçı ya da tasarımı yapan kişi
tarafından tarafından bir başka tasarımda değişik
efektlerle ile birlikte kullanabilir. Ama ortaya
çıkan nihai çalışma dijital fotoğraf olarak
adlandırılamaz.
Laleper
Aytek