İrkilten
ve fotoğrafla bağdaşmayan bir başlık gibi mi görünüyor?
Değil aslında.
Fotoğraf çekerken gaddar olabilmek ince iştir,
ruh ister, fazlasıyla cesaret ister,
karşınızdakini çekeceğiniz fotoğrafın duygusuna taşımak ve inandırmak
ister.
Fotoğrafta inandırıcılık önemlidir.
İnandırdıkça gaddarlaşır, gaddarlaştıkça daha da inandırıcı olursunuz.
Bu daha çok kendiyle karşılaşma halidir.
Bir bakma ve yüzleşme durumudur.
Gaddarlaşmak, yak(ın)laşmaktır.
Çekenin, çekilene, duygularını (olabildiğince) eksiksiz aktarıp,
onu"karar anının" vazgeçil(e)mez bir parçası yapmaktır.
Bir fotoğrafta duyguların izi ne kadar derinse, o
kadar gaddar, o kadar yakınsınızdır. Kime? : başta kendinize,
kendi iç sesinize.
Sahiciliği kadar gerçek,
İfade edbildiğim kadar çoğal(t)an...
İnandırdıkça yakın,
Yakınlaşyıkça görebiliyorum.
Yakınlaştıkça daha "kendim",
kendimdeki girilmedik yollar, bilinmedik (yeni)
sorular, yollar, maskeler kendime acımasızlaştıkça
düşüyor; kendimin de onların da...
daha çok keşfettikçe, kendime bir yolculuk
başlıyor, daha içerden bakabiliyorum.
Robert Kapa; "eğer fotoğrafınız yeterince iyi değilse, o
zaman yeterince yakın değilsiniz" derken bir fotoğraf için
gerekli gaddarlık dozundan söz etmiyor mu?
Yanlış anlaşılmasın: iyi fotoğraf illa ve yakın mesafeden
çekilmiş olandır diye anlaşılmamalı bu sözlerim. Ben, burada fotoğraf
makinesi aracılığıyla kurulan (ya da hiç kurulamayan) duyguların
yakınlığından, bakmadan da biribirini görebilen gözlerden sözediyorum.
Biribirinin içinden geçebilen bakmalar bir anda "kararlaştırılmış
anın" kendisi olabilirler.
Ama bazen de aşılmaz mesafelerde, önüne geçilmez
uzaklıklarda bırakabilir hem bakanı, hem de bakılanı. Öyle olduğunda
bu, fotoğraf olmayacaktır. Uzaktır ve uzaktadır, güvenlik çemberi
aşılamamıştır. Geriye kalan ancak "ne hoş bir fotoğraftır"
ve o kadardır. Yapılacak açıklamalar fotoğrafı hiç kurtar(a)mayacak,
sözler görüntüyü daha da kifayetsizleştirecektir. Açıklamaya çalıştıkça;
"aslında bunları, bunları düşündüm, bu kadar aynı beyaz gömlek
-5 adet- tek düze(liği)n, farksızlığın bir göstergesi" sözleri
hepimizi fotoğraftan kopartmakta, görüntüye ait olmayan dünyalara
sokmaya çalışmaktadır ki bu çok boşuna bir uğraştır, bu aslında
fotoğrafsızlıktır.
Fotoğraf, bakan ile bakılanın, gören ile görülenin
suç ortaklığındadır.
Böylesi bir ortaklık;
Olabildiğince çıplak,
Olabildiğince çocuk,
Olabildiğince sabırlı,
Olabildiğince meraklı,
Olabildiğince açık,
Olabildiğince yakın,
Olabildiğince duygusal,
Olabildiğince insan,
Ve
Olabildiğince sen/ben olmayı
gerektirir.
Böyle bir ortaklık;
Korkudadır,
Zayıflıktadır,
Netsizliktedir,
Karşıtlıktadır
ve
Karışıklıktadır.
Yani ÖNCELİKLE kendinde(n)dir.
Kendine ne kadar yakınsan, "karar anına"
o kadar yakınsındır.
Kendini ne kadar saklarsan, başkalarını o kadar göremezsin.
İşte fotoğrafı yapan (tabii bence) böyle bir gaddarlıktır.
Sizce?
Laleper AYTEK |